HaberKöşe Yazısı

Elektrikte 3.000 kWh Eşiği

Elektrik artık bir lüks değil, çağdaş yaşamın vazgeçilmez bir gereksinimidir.

Evlerimizi aydınlatmak, gıdalarımızı muhafaza etmek, çocuklarımızın eğitimini sürdürmek, ısınmak, serinlemek ve iletişim kurmak için elektriğe ihtiyaç duyuyoruz. Kısacası elektrik, hayatımızın hemen her alanında yer alıyor.

Öyleyse elektrik tüketimini doğrudan etkileyen her düzenlemede ilk sorulması gereken soru şudur:

Bu karar hangi veriye, hangi toplumsal gerçekliğe ve hangi adalet anlayışına dayanıyor?

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) 30 Ekim 2026 tarihli kararıyla, mesken aboneleri için Son Kaynak Tedarik Tarifesi kapsamında yıllık tüketim sınırı, 1 Ocak 2027’den itibaren 3.000 kWh olarak belirlendi.

Bu miktar, aylık ortalama 250 kWh elektrik tüketimine karşılık geliyor.

Peki, ayda 250 kWh elektrik tüketen bir aile gerçekten yüksek tüketimli sayılabilir mi?

Yüksek tüketim mi, yaşamın olağan gereksinimi mi?

Dört kişilik bir aile düşünelim.

Buzdolabı günün 24 saati çalışıyor. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, televizyon, bilgisayar ve aydınlatma kullanılıyor. Çocuklar ders çalışıyor, aile günlük yaşamını sürdürüyor.

Üstelik henüz elektrikli ısınmayı veya yaz aylarında klima kullanımını hesaba katmadık.

Böyle bir ailenin elektrik tüketimini yalnızca yıllık 3.000 kWh sınırına bakarak yüksek tüketim kategorisinde değerlendirmek ne kadar gerçekçi?

Elbette her hanenin elektrik ihtiyacı aynı değildir. Konutun büyüklüğü, iklim koşulları, ailede yaşayan kişi sayısı, kullanılan cihazların enerji verimliliği ve ısınma yöntemi tüketimi doğrudan etkiler.

Ancak tam da bu nedenle, bütün haneler için tek bir sınır belirlenirken sosyal ve ekonomik farklılıkların dikkate alınması gerekir.

Çünkü tüketim miktarı, tek başına ekonomik refahın göstergesi değildir.

İki yılda yüzde 40 daralan sınır

Son yıllardaki uygulamaya baktığımızda dikkat çekici bir tabloyla karşılaşıyoruz.

2025 yılı için mesken abonelerinde yıllık tüketim sınırı 5.000 kWh olarak uygulanırken, 2026 yılında 4.000 kWh’e indirildi. 2027 yılı için ise 3.000 kWh olarak belirlendi.

Başka bir ifadeyle, sınır iki yılda yüzde 40 oranında aşağı çekildi.

Burada itirazımız enerji tasarrufuna değil.

Enerji kaynaklarının verimli kullanılması, israfın önlenmesi ve kamu desteklerinin ihtiyaç sahiplerine yönlendirilmesi elbette önemlidir.

Ancak bu hedeflere ulaşılırken alınan kararların sosyal sonuçları da hesaplanmalıdır.

Tasarrufu teşvik etmek başka, zorunlu tüketimi yüksek tüketim olarak değerlendirmek başkadır.

Düzenleyici kurumların görevi yalnızca piyasanın işleyişini sağlamak değil, kararların tüketiciler üzerindeki etkilerini de gözetmektir.

Zam yapılmadı ama faturalar artabilir!

EPDK, yeni düzenlemeyle ulusal elektrik tarifelerinde değişiklik yapılmadığını açıklıyor.

Teknik açıdan ulusal tarifeye doğrudan zam yapılmamış olabilir. Ancak yıllık tüketim sınırını aşarak Son Kaynak Tedarik Tarifesi kapsamına giren abonelerin, mevcut destekli tarifeden farklı bir fiyatlandırmayla karşılaşması mümkündür.

Dolayısıyla tüketici açısından mesele yalnızca tarifeye zam yapılıp yapılmadığı değildir.

Asıl mesele, düzenleme sonucunda ödenecek faturanın ne kadar değişeceğidir.

Bir ailenin elektrik faturası artıyorsa bunun bütçesine etkisi gerçektir. Düzenlemenin teknik adı, o ailenin ekonomik yükünü ortadan kaldırmaz.

Tüketici, kararın gerekçesini de cebine yansıyan sonucunu da bilmek ister.

Her yüksek tüketim, yüksek gelir anlamına gelmez

Aynı miktarda elektrik tüketen iki aile düşünelim.

Birisi yüksek gelirli, geniş bir konutta yaşıyor. Diğeri ise kalabalık bir aile ve geçimini sınırlı bir gelirle sağlıyor.

İkisinin elektrik tüketimi aynı olabilir. Ancak ödeme güçleri aynı değildir.

Dahası, eski ve yalıtımsız bir konutta yaşayan, enerji verimli cihazlara erişemeyen veya elektrikle ısınmak zorunda kalan tüketicinin yüksek faturası her zaman bilinçsiz tüketimin sonucu değildir.

Bu nedenle elektrik tüketim sınırlarının belirlenmesinde yalnızca sayaçtaki rakamın değil, tüketimin nedenlerinin de değerlendirilmesi gerekir.

Sosyal adalet, herkese aynı sınırı uygulamak değil; farklı koşullarda yaşayan insanların ihtiyaçlarını gözetebilmektir.

EPDK’ya soruyoruz: Bu sınır hangi verilere dayanıyor?

Milyonlarca tüketiciyi ilgilendiren böylesine önemli bir düzenlemede kamuoyunun yanıt beklediği sorular bulunuyor.

Yıllık 3.000 kWh sınırı belirlenirken hangi güncel hane halkı tüketim verileri esas alınmıştır?

2024, 2025 ve 2026 dönemlerine ilişkin tüketim dağılımları nelerdir?

Düzenlemeden etkilenecek abonelerin gelir düzeyleri, hane büyüklükleri ve bölgesel koşulları incelenmiş midir?

Kalabalık aileler, elektrikle ısınan haneler ve düşük gelirli tüketiciler bakımından hangi sosyal koruma önlemleri değerlendirilmiştir?

Yeni sınırın farklı tüketim düzeylerinde faturalara nasıl yansıyacağı, somut örneklerle kamuoyuna açıklanacak mıdır?

Bu soruların yanıtları yalnızca tüketici örgütlerini değil, elektrik faturasını ödemek zorunda olan bütün vatandaşları ilgilendiriyor.

Şeffaflık, kamu yönetiminde bir lütuf değil, hesap verebilirliğin gereğidir.

Enerji politikalarının merkezinde insan olmalı

Enerji piyasasında sürdürülebilirlik önemlidir. Ancak ekonomik sürdürülebilirlik ile sosyal adalet birbirinden ayrı düşünülemez.

Tüketicilerin tasarrufa yönlendirilmesi gerekirken, temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için elektrik kullanan ailelerin de korunması zorunludur.

Bu nedenle TÜRFED olarak beklentimiz açıktır:

EPDK, 3.000 kWh sınırının dayandığı güncel verileri ve sosyal etki analizlerini kamuoyuyla paylaşmalıdır.

Düzenlemenin özellikle düşük ve orta gelirli haneler üzerindeki olası sonuçları yeniden değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin iklim koşulları, hane halkı yapısı ve gerçek tüketim ihtiyaçları dikkate alınarak daha adil ve sosyal açıdan dengeli bir uygulama oluşturulmalıdır.

Gerektiğinde tüketim sınırı yeniden belirlenmeli, dezavantajlı tüketici grupları için etkili koruma mekanizmaları geliştirilmelidir.

Çünkü düzenlemelerin başarısı yalnızca enerji maliyetleriyle değil, vatandaşın temel ihtiyaçlarına erişimini ne ölçüde güvence altına aldığıyla da ölçülür.

Ve unutulmamalıdır:

Elektrik bir ayrıcalık değil, çağdaş yaşamın temel gereksinimidir.

Tasarruf teşvik edilmeli, ancak temel ihtiyaçlar cezalandırılmamalıdır.

Cüneyt KÖŞE
Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku Federasyonu (TÜRFED) Genel Başkan