İFŞA EDİYORUM!

Başlık aslında bir bait click! (*)( ing. tık yemi. ilgi çekip tıklansın diye özellikle organize edilmiş linklere verilen isim.)(*)

Maalesef insanımız,naif,sevgi yoğunluğu olan yazılar yerine sert,katı acımasız eleştiri içeren yazılara rağbet ediyorlar. Bu hoşgörü ayında sizlere içerisinde katı eleştiriler barındıran bir yazı yazmak aklımdan en son geçecek şey olabilirdi. (Zaten tanıyanlar da böyle bir tarzımızın olmadığını gayet  iyi biliyorlardır)

…..

Bir-kaç gün önce yolumun üstündeki PTT şubesine girdim. Projeden dönen genç arkadaşlarımıza  youthpass belgelerini göndermem gerekiyordu. Kargo fiyatları -hepimiz tarafından bilindiğinden- en ekonomik olan yolu tercih etmiştim. Küçük PTT şubesi  pandemi koşulları gereği içeri üç kişi alabiliyordu. İkinci sıradaydım. Önümde genç bir hanım efendi vardı. Anladığım kadarıyla işi uzun süreceğe benziyordu. Üç büyük kolisi vardı. Kolileri önce tek tek kantara çıkarıldı. Tartıldı ve sonra boyutları ölçüldü, ardından hesaplamalar yapıldı. Gişedeki memur ne kadar tuttuğunu söylediğinde ‘bu kolilerde kitaplar var. Siirt’teki bir köy okuluna gönderiyorum. Biriktirmem aylarımı aldı. Acaba bir indirim yapmanız mümkün değil mi?’ dedi.Memur yapabileceği bir şey olmadığı karşılığını verdi. Öğretmen olduğunu anladığım bu arkadaşa ‘ödemeyi paylaşabilir miyiz ’diyemediğimin pişmanlığını bir ömür boyu taşıyacağımdan adım gibi eminim. Biraz kırgın ama iyiliğini gerçekleştirmiş  insanlara özgü rahatlamasıyla kapıdan çıkarken arkasından hayranlıkla izledim kendisini. İyi ki varsınız öğretmenim dedim içimden. Gösterişten uzak, sağ elinin verdiğini sol elinin bilmemesine güzel bir örnek bıraktın bizlere.

……

‘Hisarcık’a bağlı Çatak köyü ilkokulunu teftişe gitmiştik. Köy evinde muhtar öğle yemeğine davet etti. Yemekten sonra tuvalet ihtiyacımı nerede giderebileceğimi sorduğumda az aşağıdaki köy camisinin tuvaletini kullanabileceğimi söylediler. Açıkçası köy yerinde herkesin kullandığı-çok kirli olması muhtemel-tuvaleti kullanmak hiç içimden gelmedi. Muhtar: ‘çekinmeyin müfettiş bey tuvaletimiz temizdir’ demesi beni çok az olsa da rahatlatmıştı. Çekinerek girdiğim tuvalet gerçekten temizdi. Üstelik tuvalet kağıdı bile vardı. Ellerimi yıkamak için kullandığım lavaboda sıvı sabun ve kağıt havlunun olması şaşkınlığımı artırdı . Ama daha da  şaşırdığım diş fırçaları ve macunların bulunduğu duvardaki dolabın olmasıydı. Köy odasına döndüğümde çaylar gelmişti, muhtar: ‘dediğim gibi çıktı değil mi müfettiş bey?’ diye sorunca hayretimi gizleyemedim. Nasıl böyle temiz bir tuvaletiniz var muhtarım,hayatımda ilk kez böyle bir köy tuvaleti görüyorum dedim. Gülümseyerek,  camii imamımız Adem Hoca köylülere temizliğin sünnet olduğunu; Peygamber Efendimiz abdest almadan dişlerini de fırçalardı demesi üzerine cemaatin diş fırçalarını da getirmesini sağladı demişti.

Üç ya da dört yıl sonra Domaniç’in Berçin köyünde teftişteydik. Yemekten sonra  tuvalet sorduğumda yine köy camisinin tuvaletini kullanabileceğimi  söylemişlerdi.  Yine çekinerek girdim tuvalete. Fakat tuvalet gerçekten temizdi. Yine tuvalet kağıdı vardı. Çıkışta sabun,kağıt havlu ve hatta diş fırçaları.. Topluluğun yanına döndüğümde farkında olmadan ‘Adem Hoca bu köye mi tayin edildi yoksa’ demişim. Evet nerden biliyorsunuz müfettiş bey? Karşılığını almıştım.’

….

Öykümün  kadın kahramanına Elif adını yakıştırıyorum. Erkek kahramanına da zaten Adem demişim. Elif öğretmenimin üç koca koliyi şubeye tek başına taşıdığının tanığı olmayı,-en azından taşımasında katkım olmasını- çok isterdim. Maalesef şubeye girdiğimde taşıma işini çoktan  bitirmişti. (Muhtemelen tek başına yapmıştı) Çünkü alnında boncuk boncuk duran terlerini görmüştüm. Ama Adem Hocayı hiç göremedim. Onun öyküsünü Ali arkadaşımdan dinlemiştim.  Ali,Adem’le karşılaşmış mıydı, kahramanımın elini sıkmış mıydı onu da bilemiyorum. Ama ne istiyorum biliyor musunuz: bu iki kahramanımla bir araya gelmek: onlara ‘yarattığınız kelebek etkisinin  nasıl bir iyilik iklimine dönüştüğü bilmenizi isterim’ demek ve  ellerinden  minnetle öpmek.